29 Nisan 2010 Perşembe

EKS...

Serra'ya...
ayazdı, buz kesmişti soluğumuz. dünden önce, dün ve şimdi karışmıştı beykoz'un terkedilmişliğinde. büyük bir fırtına koptu. uzun zamandır böylesini görmemiştim. tanımlanmış öfke sözlerinin hiçbiri karşılamıyor. bulamıyorum... öyle, olduğun yere mezarın açılıverir gibi sağdan soldan dev çivilerle sarmalar toprak bedenini, ruhun alev topu gibi ağzının içinden firar eder... (Ekim 2009' du İstanbul'un soğuğu O'nun kalbini sağır etmişti)

22 ocak, "seviyle terk edeceğim, canını yakacağım, kararlıyım, başka bir aşk cümlesi kurarak, tüm heybetini yerle bir ederek..." bunu kimse bilemez.
sonra 23 ocak olacaktı. oldu. önceden bildiğim bir sızı mı diye düşündüm. sızı üzerine düşünülür mü... sızı benim elbisem oldu, önceleri yabancılık çektiğim...
alıştık birbirimize. karıştık.
23 ocak ardından benzer ziyaretlerle tekrar tekrar, artık elbiseyi yırtarak, hoyrat... etkisi azaldıkça
ruh bağı kesildikçe...
çabasız
durgun
herşey ve hiçbir şey...

bir karar verildi.
her şey hazırdı.
( bir tane insanın olur hep, kendini iyinin kötünün ötesinde, ihtiyaçtan arınmış ortaya serebileceğin bir insanın... olur ya hep böyle sular seller gibi...)
bir insanın olur hep,
"karar verdim" dersin
"eyvallah" der.
23 Nisan olacaktı.
23 Nisan oldu. 22 Nisan gecesi düğmeye bastığında, her şey istediğin gibi oluyorken, yüzünde asılı kalan tebessümün bir bedeli (mi?) kapılar kırılır, serum şişeleri, ağırlaşmış, külçe bedeninden yayılan yenilmişlik duygusu, annenin sırılsıklam gözleriyle karşılaştığın an'da zifirzehir bir karanlığın içine doğru hızla çekilirken...
sorular
sorular
sorular
uğultu
heryerine yayılan acı
zorla açtığın şişmiş gözkapaklarından içine içine batan ışık
bu bir karardı diye mırıldanarak sözsüz...

hep bir insanın vardır ya, dayanamadı, oysa bu bir karardı...
şimdi bu bir İHANET! (ihanet ettin bana, annemin sırılsıklam gözleriyle karşılaştığımda anladım...)